- Risale Dersi 2188: Emirdağ Lahikası II 4(230-231-232.mektup)
- Risale Dersi 2187: Emirdağ Lahikası II 3(229.mektup)
- Risale Dersi 2186: Emirdağ Lahikası II 2(224-225-226-227-228.mektup)
- Risale Dersi 2185: Emirdağ Lahikası II 1(221-222-223.mektup)
- Risale Dersi 2184: Emirdağ lahikası 130(218-219-220.mektup)
İfrat ve tefrit sarkacı
Mahlûkat arasında farklı bir fıtratta yaratılan ve duygularına sınır konulmayan insanlara, imtihanına vesile olması için binlerce hissiyat ve kuvveler verilmiştir. Bu duygu ve hislerin hadd-i vasat olan istikameti olduğu gibi, ifrat ve tefriti de vardır.
Bütün insanlığa en mükemmel rehber ve örnek olan Sevgili Peygamberimiz (asm), bu hislerin ve kuvvelerin hepsinde istikamet üzerindeydi. Hayatı boyunca ifrat ve tefritten beri olarak yaşadı. Meselâ, aklın ifrat ve tefriti olan cerbeze ve gabavet denilen anlayış kıtlığından uzak olarak, vasat mertebesi olan hikmet noktasında hareket etti. Hakkı batıl, batılı hak gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya hiç tenezzül etmedi.
Keza; kuvve-i şeheviyenin ifratı olan fücurdan beri olduğu gibi, tefriti olan ne helâle ve ne de harama şehveti olmamak anlamındaki humuddan da beri yaşadı. Ve vasat mertebesi olan iffet üzere oldu.
Keza; kuvve-i gadabiyenin ifratı olan ve Allah’tan bile korkmamak mânâsındaki tehevvürden uzak olduğu gibi, korkulmayacak şeylerden dahi korkmak olan cebanetten de uzak olarak, ortası olan cesaret ve şecaat noktasında hareket etti. Böylece “Muhakkak sen yüksek bir ahlâk üzerindesin.” (Kalem suresi:4) âyetinin övgüsüne mazhar oldu.
Her cihette rehberimiz olan Sevgili Peygamberimiz (asm), hayat boyu örnek alacağımız ve takip edeceğimiz tek rehberimizdir. Bu hakikate “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” (Âl-i İmran Suresi:31) âyeti işaret eder. Sünnet-i Seniyeyi esas almadan ve canı istediği gibi bir hayat yaşamak, sahibini ebedi şekavete atabilir ve âhiretini tehlikeye düşürebilir.
İfrat ve tefritler bir saat sarkacı misali, ehl-i dalâletin dehşetli savrulmalarına sebep olduğu gibi, ehl-i hak olan ehl-i hizmetin de kâh buraya kâh oraya savrulmalarına sebep olabilir. Bu mânâlara Bediüzzaman Hazretleri ilginç bir tespitle açıklama getirir: “Evet, dünyevî ve hazır bir lezzet ve menfaat etrafında aşağı, kalpsiz nefisperestler samimi ittifak ve ittihat ediyorlar. Ehl-i hidayet, âhirete ait ve ileriye müteallik semerat-ı uhreviyeye ve kemalâta, aklın yüksek düsturlarıyla müteveccih oldukları için, esaslı bir istikamet ve tam bir ihlâs ve gayet fedakârâne bir ittihat ve ittifak olabilirken, enaniyetten tecerrüt edemedikleri için, ifrat ve tefrit yüzünden, ulvî bir menba-ı kuvvet olan ittifakı kaybedip, ihlâs da kırılır. Ve vazife-i uhreviye de zedelenir. Kolayca rıza-i İlâhi de elde edilmez.” (Lem’alar.s.378)
Dine hizmet dâvâ edenlerin ifrat ve tefrit yüzünden düştüğü bu tehlikeli uçurum, ancak bu kadar güzel ifade edilebilir. İhlâs ve rıza-i İlâhi kaybolduktan sonra, görünüşte dağ gibi ameller olsa bile bir anlam ifade eder mi? Sözde ihlâs, ittihat ve ittifak gibi lâflar söylense bile, delil ve âkıbet ihtilâf ve ayrılığı netice veriyorsa, böyle sözlerin ne anlamı olabilir?
Bediüzzaman Hazretleri “Beğendiğin şeyde ifrat etme. Bir derdin dermanı, başka bir derde dert olur, panzehir zehir olur. Derman hadden geçerse, dert getirir, öldürür.”der. (Eski Said Dönemi eserleri s.686) insan bazı şeyleri haklı olarak beğenebilir, buna hakkı da vardır. Fakat beğendiği şeyde ifrat yaparak ve herkesin damarlarına basa basa ve tahrik ede ede, beğendiği şeyin aleyhine bir hava oluşmasına da sebep olabilir. Buna ise, hakkı yoktur.
Kâinatta bir ahenk ve denge vardır. Cenâb-ı Hak her şeyi bir denge, nizam ve intizam ile yaratmış. Sosyal olaylar dahi o dengeye tâbidir. İfrat ve tefrit ise, Allah’ın âleme koyduğu nizam ve intizama karşı bir isyandır. Buna binaen “Hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede bir çığır açan, eğer kâinattaki kanun-u fıtrata muvafık hareket etmezse, hayırlı işlerde ve terakkide muvaffak olamaz. Bütün hareketi şer ve tahrip hesabına geçer.”demektedir. (Lem’alar. s.409)
Hülâsa; hadd-i vasat ve orta yol olan istikamet hayatımızda bir asıl ve temel olmalıdır. İfrat ve tefritten uzak durulmalıdır. En büyük hidayet de hakkı hak olarak görüp ittiba etmek, bâtıl da bâtıl olarak görüp ondan içtinap etmektir. Günde beş vakit kıldığımız namazda, kırk defa tekrar ettiğimiz Fatiha-i Şerife’deki “Allah’ım bizi sırat-ı müstakime, dosdoğru yola hidayet et.”duası rehberimiz olmalı ve onu hayatımıza yansıtmalıyız. Cenâb-ı Hak bizleri dosdoğru yoldan ayırmasın ve o yolda hidayetimizi arttırsın, âmin.

